Mahabharata İlk 3 Kitap pdf oku

Mahabharata İlk 3 Kitap
Adi Parva 1.Kitap
 
“Bir yüzyıl boyunca doğmamış olan ben, annemin rahminde örtülerin altında saklanmış olarak Bhrigu soyuna mensup herkesin hatta doğmamış olanların yok edilirken attıkları çığlıkları duydum. İşte kalbimin öfkeyle dolduğu zamanlardı bunlar. Ne annem ve babam ne de hamile kadınlar ile soyumun mensuplarına hiç kimse yardım etmedi kurtulsunlar diye ölümden. Ve benim annem hiç kimsenin onları korumadığını bildiği için beni bu şekilde sakladı. Eğer yeryüzünde adaleti sağlayacak tek bir kişi olsaydı bu günahın işlenmesine hiç kimse cesaret etmeyecekti. Suç cezalandırılmazsa daha büyük bir suç işlenir. İşlenmiş bir suçu cezalandırmaya gücü olan bir adam, bir haksızlık olduğunu bildiği hâlde haklıyı savunmaz, suçluyu cezalandırmazsa aynı suçu işlemiş sayılır. Mademki babam ölürken onu kurtarmaya gücü olan kudretli krallar parmaklarını oynatmadılar, o zaman işlenmiş bu suça karşı öfkelenmiş olmaya ve onların sağlamadığı adaleti sağlamaya hakkım var. Ben yaratıcının kendisi olarak adaleti sağlamak üzere suçu işlemiş olanı yok etme hakkına sahibim!”
 
Sabha Parva 2.Kitap
 
Anonim olduğu konusunda bazı söylemler olsa da tüm dünya Bharata soyunun destansı hikâyesini, kendinden önceki ve sonraki zamanları bilme gücü kendisine verilmiş olan Krişna Vyasa Dvaipayana’nin yazdığı yüz bin beyitten oluşan Mahabharata anlatısıyla öğrendi.
 
Dünyada, kitap haline getirilmiş ilk destanı Mahabharata, Sanskrit dilinde (Sanskritçe) yazılmış olup on sekiz kitaplık bir dizidir. Ana kaynağından şiirsel anlatımına sadık kalarak Ayâsya tarafından yorumsuz çevrilmiştir.
 
Bu destan kendi içinde kendini oluşturan hikâyeleri ve bölümleriyle insanlığın döngüsünü anlatmaktadır.
 
“Maya, Krişna’nın bu isteğini duyunca kalbi heyecanla çarptı. Tanrıların göksel saraylarına denk bir sarayı yeryüzünde inşa
 
edecek olmanın mutluluğu bir kenara, Kralların Kralı Yudhişthira’yı mutlu edecek bir hizmette bulunmak, zaten çok yüce bir görevdi.”
 
***
 
Vana Parva (1.Cilt) – 3. Kitap
 
…Kaderlerimiz biz henüz doğmamışken bellidir. Sergilediğimiz tüm davranışlar kaderimizin içine ekilen tohumlardır. Her şeyi kendinden yaratan ve tüm yarattıklarının sahibi olan, bizi tıpkı kuklacının iplere bağlı kuklalarını oynattığı gibi oynatıyor. Yarattığı her şeyin içine zuhur ediyor, tıpkı boşluğun her şeyin içinde baş göstermesi gibi. İşte bu nedenle yaratılmış olan her şey ona bağlıdır. Bu yüzden hepimiz gece gündüz ona ibadet ederiz. Yaratılmış hiçbir varlık kendinin efendisi değildir. Nasıl ki inciler ipe dizildiğinde ancak güzel bir kolye olur, nasıl ki bir öküzü burnuna takılan halkadan çekersin, nasıl ki kökleriyle yere sımsıkı tutunmuş bir ağaç fırtınada sağa sola savrulur ancak yerinden kopmaz, işte biz de kaderlerimizi tayin edenin emirlerini yerine getirerek yaşarız ve böylece anlam kazanır, yönümüzü bulur ve kaybolup gitmekten kurtuluruz. İnsan tüm evreni kaplayan en saf ruhun bir parçası olarak yaşamını sürdürür. Evrenin ruhun olan büyük yaratıcının arzusu doğrultusunda ya içinde ateşler yanan bu dünyaya geri geliriz ya da ebediyetle ödüllendiriliriz. Nasıl ki bir tutam saman rüzgârın karşısında tutunamaz ve esen yönde savrulur durur; insan da mutlak varlık sahibinin karşısında saklanamaz, tutunamaz ve her nereye isterse o yöne doğru hareket eder. Her şeyin içine zuhur eden, tüm davranışları ve düşünceleri kendinden yaratan ise evrenin kendisi olarak asla bir şekle sahip olmayan ve hiç değişmeden hep kalacak olandır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir